Merkantilizm Nedir? Merkantilizmin İlkeleri

Merkantilizm tam olarak nedir?

Merkantilizm, bir ulusun ihracatı en üst düzeye çıkarmayı ve ithalatı en aza indirmeyi amaçladığı bir ekonomik politikadır. Bu politika aslen 1500 ve 1800 yılları arasında Avrupa ülkeleri tarafından benimsenmiştir. Merkantilist ülkeler, ihracatı arttırmak ve uluslararası ithalatı daha pahalı hale getirmek için tarifeler ve sübvansiyonlar gibi politikaları uygular.

Merkantilizm, tüccarları ve ticareti ifade eden “mercantile” teriminden kaynaklanmaktadır. Buna bağlı olarak, merkantilizm, diğer uluslarla ticaretin şu anda “korumacılık” olarak bilinen konsept ile düzenlenmesi gerektiğine dair felsefe ve inançtır.

Merkantilizm Nasıl Uygulanır?

Merkantilist teorisyenlere göre, zenginlik statiktir, bu nedenle uluslar biriktirebilecekleri kadar servet biriktirebilirler. Merkantilizm teorisi, bir hükümetin yabancı ülkelerden daha az satın alması ve ürünlerinin çoğunu ülke dışına satması gerektiğini, yani ihracat oranlarının ithalat oranından daha yüksek olması gerektiğini belirten bir teoridir. Merkantilizm aslında 1500’lü yıllarda önem kazanmaya başlamıştır. Bir iktisat kuramı olarak merkantilizm, hükümet düzenlemelerinin halkın refahı üzerindeki etkilerine odaklanır. Merkantilist teorisyenlere göre, bir ulus, ticaretle ilgili belirli politikalar ve düzenlemeler yoluyla elverişli miktarda servet biriktirebilir. İngiltere, 17. yüzyılda merkantilizmden yararlanmıştır. Fransa, Portekiz ve İspanya gibi ülkeler de merkantilizmden faydalanmıştır. İhracattaki artışın yanı sıra, bir ulus altın ve gümüş gibi değerli metalleri toplayarak da servet biriktirebilir.

Merkantilizmin Temel İlkeleri

Merkantilizmin merkezinde, güçlü ulusların servet biriktirebileceği, yerel pazarlar ve yerli ürünler için uygun olacak düzenlemeler yoluyla bir dünya ekonomisi yaratabileceği inancı vardır. Bu teorisyenler, bir ulusun arz düzeyinin ülkenin zenginliğini belirlediğine inanırlar. Bu, yüksek ihracatın ve sınırlı ithalatın sağlam bir ticaret dengesine dönüşeceği anlamına gelir.

Merkantilizm aynı zamanda bir ulusun sahip olduğu değerli metal (altın veya gümüş) miktarının ekonomik refahını belirlediği fikrine de dayanmaktadır. Uluslar ayrıca tarımı da teşvik etmelidir, çünkü ülkede yeterli gıda varsa, gıda ithalatı daha az olacaktır. Merkantilizm, İngiliz kolonilerinde birçok ticaret kısıtlamasının benimsenmesine yol açmıştır. Bununla birlikte, bu ticaret kısıtlamaları, halkın büyük kısmının zararına servet biriktiren bir tüccar azınlık tarafından ekonomiye enjekte edilmiştir. İlk İngiliz kolonilerinde merkantilizm uygulamalarının bir sonucu olarak geliştirilen ticaret kısıtlamaları, yalnızca bir azınlığın yararınaydı, bu ticaret kısıtlamaları, ticari bir azınlığın komplosu olarak görülüyordu. Bu, liberalistlerin felsefesine aykırıydı.

Merkantilizmin Kısa Tarihi

Tarihsel olarak, merkantilizm 16 ila 18. yüzyıllar arasında popüler hale gelmeye başlamıştı. Avrupa ülkeleri merkantilizmi devlet politikası olarak benimseyerek küresel zenginlik için birbirleriyle yarışmışlardır. Merkantilizm özellikle 16. ve 19. yüzyıllar arasında İngiltere, Fransa, İspanya, Portekiz, İtalya, Almanya ve Hollanda’nın ekonomik politikalarının bir parçasıydı.

Merkantilizm tarihinin en önemli isimlerinden biri Jean-Baptiste Colbert’tir. 17. yüzyılın ortalarında bir Fransız maliye genel kontrolörü olarak Colbert, Fransız hükümetine merkantilist politikalar konusunda danışmanlık sunmuştur, ve Fransa’yı diğer ulusların politikalarından korumaya çalışmıştır.

Zamanla, laissez-faire ve serbest ticaret kavramları öne çıkarken, merkantilizm unutulmuştur. On sekizinci yüzyılda, İskoç iktisatçı Adam Smith, “Ulusların Zenginliği” adlı bir kitap yazmıştır. Kitapta Adam Smith, merkantilizmi eleştirerek serbest piyasayı savunuyordu. Adam Smith, serbest ticaretin ulusların daha verimli çalışmasına izin vererek nüfusun üretkenliğini arttırdığını, merkantilist sistemin de modası geçmiş bir kavram haline geldiğini iddia ediyordu.

Merkantilizm Örnekleri

16 ila 18. yüzyıllarda küresel güce ulaşan Batı Avrupa merkezli imparatorluklar, merkantilist ulus-devletlerin örnekleridir, özellikle de Britanya İmparatorluğu önemli bir örnektir.

  1. Sömürge genişlemesi: Büyük Britanya, nüfuzunu tüm dünyaya genişletmişti, ancak İngiltere sınırları içinde çok fazla doğal kaynağa sahip değildi. Bunun yerine, Britanya İmparatorluğu yeni hammadde ve değerli metal kaynakları elde etmek için başka yerleri sömürgeleştirmişti.
  2. Tekelci kontrol: İngiliz hükümeti, kolonileri etkileyen ve İngiltere’nin yararına olan tekeller yaratan yasalar ve politikalar çıkarmıştı. Hükümet, kolonide yaşayanları yalnızca ana ülkeden mamul mal satın almaya teşvik ediyordu veya zorluyordu, bu da kolonide yaşayanlar için daha yüksek fiyatlara yol açtı. Bu tür korumacı hükümet müdahalesi, İngiltere sakinlerine kıyasla ödemek zorunda kaldıkları daha yüksek fiyatlara kızan kolonide yaşayan insanlar arasında huzursuzluğun artmasına neden olarak Amerikan Devrimi’ne katkıda bulunmuştur.
  3. Şirketlerin ve kartellerin büyümesi: 1651 tarihli İngiliz Denizcilik Yasası gibi denizcilik yasaları, kıyı boyunca uluslararası ticareti kontrol ederek diğer ülkelerin halka mal satmasını engelliyordu. “İngiliz Doğu Hindistan Şirketi” gibi şirketler ve karteller, merkantilizm politikalarından yararlanmıştır. Köle ticareti de merkantilist sisteminin bir parçasıydı. Kuzey Amerika’daki İngiliz kolonileri, emperyalistlere şeker ve pamuk gibi hammaddeler sağlıyordu ve onlar da Afrika’dan kolonilere köleler gönderiyordu.

Merkantilizme yönelik en büyük eleştirilerden biri, küresel zenginliğin statik olmadığı ve her iki yöndeki ticaretin tüm taraflara fayda sağlayabileceğidir. İç ve dış ticaret, bir ulusun zenginlik ve güç kazanması için birbirine uyumlu olacak şekilde yapılabilir.

Ülkeler, serbest piyasa politikaları lehine genel bir ekonomik sistem olarak merkantilizmi büyük ölçüde terk etmiş olsa da, birçok modern ülke hala bir dereceye kadar korumacılıkla uğraşmaktadır. Korumacı bir ticaret politikasının modern bir örneği, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ABD, Japonya’ya bazı Japon ürünlerinin ülkeye girişini kısıtlayan ticaret kısıtlamaları getirmesiydi. Modern korumacı politikalar hala birçok ülkeyi etkilemektedir.

Gizem Özdemir

Gizem Özdemir yatırımcı ve iş kadınıdır. Harvard Business School mezunu olan Gizem 1981 yılında Lüksemburg'da doğdu. 2005 yılında mezun olduktan sonra Credit Suisse'te finansal analist olarak çalışmaya başladı. 5 sene sonra Rothschild & Co şirketinde finansal planlama uzmanı olarak kariyerine devam etti. Finans sektöründe edindiği bilgi ve deneyim sayesinde 2018 yılında Lihtenştayn'da ortağı ile Özdemir & Cohen adında finansal danışmanlık şirketini kurdu. İnsanlara yardımcı olmak için iş dünyası ve finans ile ilgili bilgilerini irefy.com sitesinde paylaşmaktadır.

Yorum yapın