Komünizm Nedir? Sosyalizm ile Arasındaki Farklar

Komünizm ve sosyalizm nedir?

Komünizm Nedir?

Komünizm, genel olarak aşırı-sol olarak kabul edilen, piyasa kapitalizmine ve seçim demokrasisine çoğu sosyalizm biçiminden daha az taviz veren ideolojidir. Bir hükümet sistemi olarak komünizm, çoğu siyasi muhalefet biçimini yasaklayan tek partili bir devlet üzerinde merkezileşme eğilimindedir. “Komünizm” teriminin bu kullanımları – biri teori, diğeri ise siyaset ile ilgili – birbiri ile örtüşmeye ihtiyaç duymaz: Çin’in iktidardaki Komünist Partisi açıkça piyasa yanlısı bir kapitalist yönelime sahiptir.

Sosyalizm Nedir?

Sosyalizm, teorik olarak ve pratikte, politik yelpazenin geniş bir alanını ifade eden ideolojidir. Sosyalizm’in entelektüel tarihi komünizminkinden daha çeşitlidir: Karl Marx ve Friedrich Engels’in 1848 yılında hazırladığı “Komünist Manifesto” broşürü, o dönemdeki halihazırda var olan yarım düzine sosyalizm biçimlerini eleştirmek için ayrı bir bölüme sahiptir ve savunucuları ekonomik ve politik sistemlerin ideal (veya en iyi ulaşılabilir) yapısı ile ilgili merkez sol tutumunu takınmıştır.

Komünizm ve Sosyalizm

Bu makalede genellikle birbiri ile karıştırılan, ancak gene de birbirine benzeyen iki iktisadi sistemden bahsedeceğiz: Komünizm ve sosyalizm.

Komünizm ve sosyalizm, iki sol görüşlü ekonomik düşünce ekolünü ifade eden genel terimlerdir; ikisi de kapitalizme karşıdır. Bu ideolojiler 19. yüzyıldan beri çeşitli sosyal ve politik hareketlere ilham vermiştir. Birçok ülke kendilerini komünist ya da sosyalist olarak nitelendiren partiler tarafından yönetilmektedir, ancak bu partilerin politikaları ve söylemleri büyük ölçüde değişir.

Sosyalistler piyasa yanlısı veya piyasa karşıtı olabilirler. Nihai hedefleri bir devrim ve sosyal sınıfların ortadan kaldırılması olabilir ya da daha pragmatik sonuçlar isteyebilirler, örneğin, evrensel sağlık hizmetleri ya da evrensel emeklilik planı. Sosyal Güvenlik, çürümüş kapitalist sistemlerde kabul edilen sosyalist bir politikadır (sekiz saatlik iş günü, ücretsiz halk eğitimi ve tartışmaya açık evrensel oy hakkı gibi). Sosyalistler, Avrupa’daki gibi sosyalist olmayan partilerle koalisyonlar oluşturarak seçim için aday olabilir veya Venezüella’da olduğu gibi otoriter olarak yönetebilirler.

Komünizm ile Sosyalizm Arasındaki Farklar

Komünizm ve sosyalizm arasındaki karmaşık gibi görünen farkları daha iyi anlamak için, her iki terimin de tarihini inceleyelim…

Komünizm’in Tarihi

Komünizm’in kökleri, tıpkı Fransız Devrimi sırasında feodal toplumun şiddetle devrilmesi (sonuç olarak iktisadi üretim araçlarını kontrol eden burjuva sınıfının hegemonyasının yolu açılır) gibi, kaçınılmaz olarak kapitalist toplumun şiddetli bir şekilde devrilmesiyle doruğa ulaşacak olan ekonomik sınıflar arasındaki bir mücadele olarak bir teori ortaya koyan “Komünist Manifesto”ya kadar uzanır.

Komünist devrimin ardından Marx, işçilerin (proletarya) üretim araçlarının kontrolünü ele alacağını savunmuştur. Bu düşünceye göre, bir geçiş döneminden sonra, işçiler sınıfsız bir toplum ve ortak mülkiyete dayanan bir ekonomi inşa ettikçe hükümet kaybolur.

Marx’ın devrimci ideolojisi, iktidar için savaşan ve bazı durumlarda kazanılan 20. yüzyıl hareketlerine ilham vermiştir. 1917’de Bolşevik devrimi Rus çarını devirmiştir ve iç savaşın ardından Sovyetler Birliği kurulmuştur. Bu 1991’de çökmüş olan nominal olarak komünist bir imparatorluktu. Sovyetler Birliği sadece sözde komünistti, çünkü Komünist Parti tarafından yönetilirken nüfusun toplu olarak üretim araçlarına sahip olduğu sınıfsız, devletsiz bir topluma ulaşmamıştır (ayrıca böyle bir niyeti de yoktu).

Aslında, Sovyetler Birliği’nin varlığının ilk 40 yılı boyunca Parti, komünist bir toplum yaratmadığını açıkça kabul etmişti. 1961’e kadar Partinin resmi duruşu, Sovyetler Birliği’nin “proletarya diktatörlüğü”, bir ara aşama ve insan evriminin son aşamasına kaçınılmaz ilerleme olan gerçek komünizm tarafından yönetilmesiydi. 1961’de Başbakan Nikita Kruşçev, Sovyet devletinin sönmeye başladığını (ancak otuz yıl daha varlığını sürdürmüştür) açıklamıştı.

Sovyetler Birliği 1991’de çöktüğü zaman, sözde demokratik, kapitalist bir sisteme yerini bırakmıştır.

20. veya 21. yüzyılın hiçbir komünist devleti, Marx’ın 19. yüzyılda vaat ettiği kıtlık sonrası ekonomiyi yaratmamıştır. Daha çok şiddetli kıtlık meydana gelmiştir. Örneğin, 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyeti kurulduktan sonra milyonlarca insan (18-45 milyon) kıtlık ve siyasi şiddet nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Sınıfı ortadan kaldırmak yerine, Çin ve Rusya’nın komünist devrimleri, devlet teşebbüslerinin bağlantıları ile kazanç sağlayan küçük, son derece zengin Parti gruplarını yaratmıştır. Hala hayatta olan birkaç komünist devletin (Küba, Laos, Kuzey Kore ve Vietnam. Fiili kapitalist Çin hariç) toplam GSYİH’i (gayri safi yurtiçi hasıla) Tennessee eyaletinin GSYİH’ından daha azdır.

Sosyalizm’in Tarihi

Sosyalizm, Komünist Manifesto’nun birkaç on yıl öncesine dayanır. Sosyalist düşüncenin ilk versiyonları, ilk kapitalistlerden biri olan Adam Smith’in hayranı olan Henri de Saint-Simon (1760-1825) tarafından dile getirilmiştir, ancak takipçileri ütopik sosyalizmi geliştirmiştir; Robert Owen (1771-1858); Charles Fourier (1772-1837); Pierre Leroux (1797-1871); ve “mülkiyet hırsızlıktır” ifadesi ile ünlü Pierre-Joseph Proudhon (1809-1865).

Bu düşünürler refahın daha eşitlikçi dağılımı, işçi sınıfı arasında dayanışma duygusu, daha iyi çalışma koşulları ve arazi ve üretim ekipmanı gibi kaynakların ortak mülkiyeti gibi fikirleri ortaya atmıştır. Bazıları devletin üretim ve dağıtımda merkezi bir rol üstlenmesini istemiştir. Bunlar 1830’larda ve 1840’larda Britanya’da evrensel erkek oy hakkı için çaba gösteren Çartistler gibi ilk işçi hareketleriyle çağdaşlardı. İlk sosyalistlerin ütopyacı ideallerine dayanarak bir dizi deneysel topluluk kurulmuştur, tabii çoğu kısa ömürlüydü.

Marksizm bu süreçte ortaya çıktı. Engels, onu “feodal”, “küçük-burjuva”, “Alman”, “muhafazakar” ve “eleştirel-ütopyacı”lardan ayırmak için “bilimsel sosyalizm” olarak nitelendirmiştir. Sosyalizm, ilk günlerinde rekabet eden ideolojilerin yaygın bir demetiydi. Bunun bir nedeni, yeni birleşmiş Almanya’nın ilk şansölyesi Otto von Bismarck, bir takım politikalarını uygularken sosyalistlerin düşüncelerinden yararlanmıştır. Bismarck, “Reich’ın düşmanları” olarak adlandırdığı sosyalist kuramcıların dostu değildi, ama Batı’nın ilk refah devletini yaratmıştır ve solun ideolojik sorununu ortadan kaldırmak için evrensel erkek oy hakkını uygulamıştır.

19. yüzyıldan bu yana, sosyalizmin radikal sol biçimi, gücü ve serveti daha eşitlikçi hatlar boyunca yeniden dağıtacak radikal toplumsal revizyonunu – tam bir proleter devrimi olmasa da – savunmuştur. Sosyalist entelektüel geleneğin bu daha radikal kanadında anarşizm türleri de yer almıştır. Bununla birlikte, von Bismarck’ın büyük pazarlığının bir sonucu olarak, birçok sosyalist kademeli siyasi değişimi toplumu iyileştirmenin aracı olarak görmüştür. Bu sözde reformcular genellikle 20. yüzyılın başlarında Hristiyan hareketleriyle uyumluydu. Bir dizi sisyasi zaferler elde ettiler: işyeri güvenliği, asgari ücret, emeklilik planları, sosyal sigorta, evrensel sağlık hizmetleri ve genellikle nispeten yüksek vergilerle finanse edilen bir dizi diğer kamu hizmetlerini zorunlu kılan düzenlemeler…

Dünya savaşlarından sonra, sosyalist partiler Batı Avrupa’nın çoğu yerlerinde baskın siyasi güç haline geldiler. Komünizmin yanı sıra, liderlerin ve entelektüellerin sosyalist fikirleri yerel bir kalıpta yeniden oluşturduğu Afrika, Asya ve Orta Doğu’nun yeni sömürgeleştirilmiş ülkelerinde çeşitli sosyalizm biçimleri büyük ölçüde etkili oldu. Bu arada, gelişmiş ülkelerdeki sosyalistler kendilerini çeşitli özgürlük hareketleriyle hizalamaya çalışıyorlardı. ABD’de birçok feminist ve sivil hak lideri sosyalizmin yönlerini benimsemiştir.

Öte yandan, sosyalizm genellikle aşırı sağ olarak sınıflandırılmış hareketler için bir kuluçka makinesi olarak hareket etmiştir. 1920’lerde ve 1930’larda Avrupalı faşistler, sosyalist fikirleri milliyetçi terimlerle ifade etseler de aslında bunları benimsemişlerdi (örneğin, İtalyan veya Alman işçiler için iktisadi yeniden dağılım vb.). Bugünün siyasi mücadelelerinde, sosyalizmin yankıları – ya da eleştirmenlere göre iktisadi popülizmin – hem sağ hem de solda kolayca fark edilebilir.

Gizem Özdemir

Gizem Özdemir yatırımcı ve iş kadınıdır. Harvard Business School mezunu olan Gizem 1981 yılında Lüksemburg'da doğdu. 2005 yılında mezun olduktan sonra Credit Suisse'te finansal analist olarak çalışmaya başladı. 5 sene sonra Rothschild & Co şirketinde finansal planlama uzmanı olarak kariyerine devam etti. Finans sektöründe edindiği bilgi ve deneyim sayesinde 2018 yılında Lihtenştayn'da ortağı ile Özdemir & Cohen adında finansal danışmanlık şirketini kurdu. İnsanlara yardımcı olmak için iş dünyası ve finans ile ilgili bilgilerini irefy.com sitesinde paylaşmaktadır.

Yorum yapın